19 Nisan 2010 Pazartesi

Kapital dergisine yanıt

Merhabalar Tuğrul Bey,
Capital Dergisi olarak TÜSİAD üyeleri ile ilgili bir haber hazırlıyoruz.
Haberi hazırlarken sizin TÜSİAD’a üye olmadığınızı fark ettik, şirketinizden bir yöneticiniz de üye bulunmuyor.
Sizden aşağıdaki tek sorumu yanıtlamanızı rica ediyorum.

Sorum:
- Neden TÜSİAD’a üye olmadığınızı açıklayabilir misiniz? (Vaktinizin darlığı nedeniyle mi? Yıllık ücretlerin yüksekliği nedeniyle mi? Ya da dernekle aynı fikirde olmadığınız noktalar mı var? Kendinizi derneğe yakın mı görmüyorsunuz? Gibi…) Yakın gelecekte üye olmayı düşünüyor musunuz?

Çok teşekkürler
Elçin Cirik
Capital Dergisi
Editör



Merhabalar,
Ben TÜSİAD'a üye oldum. Kaç sene üye kaldığımı bilmiyorum ama TÜBİSAD başkanı olduğum sırada görevlerinin aşırı yoğunluğu nedeniyle ayrıldım. Şimdi hatırlamıyorum ama 8-10 senelik bir üyelik geçmişim olmalı.

TÜSİAD'da oldukça aktif bir çalışma dönemi geçirdim. Yeni Teknolojiler komisyonun aktif bir üyesiydim. Girişimcilik ve Yenilikçilik çalışma grubunu "Türkiye'nin geleceği girişimciliktedir" diyerek 2001'in kasvetli kriz ortamında kurdum. Üç tane girişimcilik kongresi yaptık. TÜBİTAK-TTGV-TÜSİAD Teknoloji ödüllerinde TÜSİAD'ı jüri üyesi olarak temsil ettim. Birçok panele ve konferansa TÜSİAD temsilcisi olarak katıldım.

TÜSİAD bence çok kurumsal bir sivil toplum örgütü. TÜSİAD'da çok az şey rastlantıya bırakılmıştır. Her türlü görüş, çalışma gruplarından, komisyonlara süzülerek, yönetim kuruluna ve başkana gelir. Bu açıdan diğer örgütlere nazaran çok daha demokratikdir.

TÜSİAD'ı en çok eleştirdiğim konu da çalışma konularımla ilgidilir. TÜSİAD Türkiye'nin demoktratikleşmesine, devletin modernleşmesine, AB ile bütünleşmesine etkin bir şekilde öncülük etmiş olmasına karşın, ekonomisinin teknolojik modernleşmesine liderlik etmemiştir. Makro ekonomi sürekli mikronun önüne geçmiştir. TÜSİAD'ı diğer iş adamları kuruluşları da örnek aldığı için Türkiye'nin ekonomik gündemi bir türlü gerçek sorunların tartışılmasına geçememiştir. Bugün Türkiye düşük katma değerli bir üretim portföyüne ve etkin olmayan bir hizmetler sektörüne sahiptir. Bu durumdan kurtuluş inovatif bir ekonominin kurulmasındadır. Türk ekonomisinin hacmen büyük kısmını temsil eden TÜSİAD'ın bir türlü bu konuya gerekli önemi vermediğini, liderlik etmediğini, kendini eleştirmediğini düşünüyorum. Bu konudaki umutlarımı yitirmem de ayrılmamda etkili olmuştur.

12 Mart 2010 Cuma

Türkiye'nin Q Klavye ile Macerası

Bildiğim kadarıyla Q klavyenin tarihçesi şöyledir : 19.yy sonunda ilk daktilo makinası icad edillir. Kullanıclar bunu çok severler ve yeni icat çok tutulur. Hatta kullanıcılar o kadar çabuk hızlanırlar ki, makinanın bir çekici gere gelmeden öbürü onun üstüne bindiğinden, makinalar kilitlenir. O zamanın teknolojisiyle mekanik sistemi daha fazla hızlandıramadıkları için, kullanıcıları yavaşlatmak için, en çok kullanılan harflerin arasındaki mesafeyi açmak için Q klavye icad edilir. Sonradan çok hızlı mekanik ve elektronik daktilolar imal edilmiş olmasına karşın Q kalvye bir standart olarak kalır.

Türkiye'de ise on parmak Türkçe'yi en iyi şekilde yazabilmek için Türkçedeki harf kullanım yoğunluğu ve sözdizimleri araştırılarak F klavye standardı oluşturulmuştur. 1990 yılına kadar daktilo yazım kalitesi printer kalitesinden üstün olduğu için, devlet dairelerinde ve işyerlerinde F klavye kullanılmaya devam edilmiştir. F-klavye tasarımının özelliğinden dolayı Türk datkilograflar (typist) uluslararası yarışmalarda hep birinci olıurlardı. (Şampiyon dakitlo kurslarını hatırlayan var mıdır acaba?)

Türkiye'de PC klavyesinin Türkçeleştirilmesi işlemini 1984 yılında Komdata gerçekleştirmiştir. Klavyenin orasına burasına çok da uygun bir şekilde yerleştirilmeyen Türkçe harfler ve noktalama işaretleriyle sürekli klavyenin bir tarafından öbür tarafına ve yazım hızını kesecek şekilde shift (büyük harf tuşu) tuşua basılarak yazı yazılır oldu. Türkiye'ye özel klavye üretilmediği için, piyasada Türkçe klavye "stickeréleri satılırdı. Bunun yanında Apple Macintosh Türkiye'ye özel olarak o yıllarda dahi Türkçe F klavye ile üretiliyordu.

Bilgisayar kullanımı o zamanlarda çok yaygın olmadığı, yıllık PC satışları birkaç onbin ile sınırlı olduğu ve bilgisayar çoğunlukla İngilizce bilen ve ingilizce düşünen uzmanlar tarafından kullanıldığı için bu pek çok sorun yaratmamış olaibilir. Ancak PC dünyasına Windows işletim sisteminin veTürkiye'ye 1993 yılından itibaren Microsoft'un gelmesiyle bilgisayar kullanımı yaygınlaştı ve tabana yayıldı.)0'ların ikinci yarısında Türkiye bilgisayar pazarı üretici firmaların Türkiye için özel klavye üretebileceği kadar büyüdü.Onlar da stickerli versiyonun orijinal halini ürettiler, o kadar. Ve, bir anda pazarda bugün kullandığımız kullanışsız klavyeler yaygınlaştı ve Türkiyebe gelişime hazırlıksız yakalandı. Oysa o zamanlara bile okullarımızda hala F klavye eğitim veriliyordu. Şu anda belki ikisini birden veriyorlardır, tam bilemiyorum.

Bu arada ben geçenlerde program yazabilmek için gerçek Q klavye aradım ve piyasada bulamadım. Türkiye'de satılan mevcut klavye program yazımında en çok kullanılan tuşları Türkçe harflere verdiği için işi oldukça zorlaştırmaktadır.

Mevcut klavye düzeni çoğunlukla ingilizce kullanan programcıların işini zorlaştırırken, bilgisayarı Türkçe metin yazmak için kullanna kişilerin işini de zorlaştırmaktadır. Size başımdan geçen bir örneği vereyim. Geçen yıl yazlık evimize hırsız girdi ve ifade vermek için Jandarma karakoluna gittim. İfademi yazan Jandarma Üstçavuş, mesleğimi öğrendiği zaman şikayete başladı: İfadenizi bu garip klavyede yazmakta zorlanıyorum. Tüm okul hayatım boyunca F klavye öğrendim ama devlet işyerimize öğrendiğimizle alakası olmayan ürünler gönderiyor ve kullanmamızı istiyor. "

MEVCUT KLAVYE DÜZENİ ÜLKEMİZDE MİLYAR DOLARLARA VARAN İŞ KAYBINA NEDEN OLMAKTADIR. NE PROGRAMCILARA YARAMAKTADIR, NE DE TÜRKÇE YAZAN NORMAL VATANDAŞA! BU KLAVYEDE OLAN İŞ GÜCÜ KAYBI BİR YILDA MİLYARLARCA DOLAR OLDUĞU KOLAYLIKLA KESTİRİLEBİLİR.

Türkiye'nin bilişimde kendi standartlarını kullanma zamanı gelmiş ve geçmiştir. Ancak ortalıkda çok fazla melez bile diyemeyebileceğim, Türkçe yazmayı zorlaştıran Q klavye yatırımı vardır. Ancak bilgisayarlarların yaşam döngüsü çok kısadır. Bu nedenle eldeki bilgisayarlar çok kısa zamanda değiştirilecektir. Şu andaki garip Q klavyeye göre alışmış ellerin yeni klavyelere geçmesinde bazı zorluklar olacaktır. Ancak kullanıcılarımız zaten mevcut klavyeyi çok düşük bir verimle kullanmaktadır.

İki klavyeyi de aynı anda kullanmış bir kişi olarak F klavyede Türkçe yazmanın verimimi çok artırdığını ve yanlış yazmayı büyük ölçüde azalttığını gözlemlediğimi söyleyebilirim. Ancak hala onparmak yazamadığıma üzülüyorum. Yurtdışında herkesin onparmak kullandığını görüyorum. Bilişim çağında üretkenlik için okullarımızda onparmak yazımı da öğrenmeliyiz diye düşünüyorum.

29 Ocak 2010 Cuma

• “Hizmet inovasyonu Türkiye ekonomisi açısından neden kritik bir öneme sahiptir?

Bilgi Çağı Dergisine Yanıt 29.01.2010

Türkiye ekonomisi büyük ölçüde hizmet ağırlıklı bir ekonomidir. Türkiye ekonomisinde hizmetler sektörünün ağırlığı %62'dir. Sanayi ekonominin %30'unu oluştururken, tarıma da %8 kalmaktadır. Bu rakamlar hangi sektörde sağlayacağımız ilerlemenin, ülke ekonomisine ne kadar katkı vereceğini en açık şekilde gösteriyor olmalıdır.

Uluslararası çapta başarılı, globalleşmiş hizmet sektörlerimiz vardır : İnşaat, Finans, Sağlık, Telekom ve Turizm gibi. Bunun yanında kamu hizmetleri de ekonominin çok önemli bir kesimini oluşturmuş bulunmaktadır. e-devlet, devletin otomasyonu olarak algılanmaktadır. Oysa bilişim teknolojileri kamu hizmetleri kavramlarını tümüyle değiştirmiştir ve sürekli değiştirecektir. Kamu hizmetleri üzerine odaklanan araştırma ensitülerimiz olmalıdır. Inovasyon bize hala mucitlik gibi geliyor, oysa süreç iyileştirmelerin etkileri ürünlerden daha fazla olabilmektedir. Hizmetlerde inovasyonun çok daha fazla konuşulur, görüşülür olmasında fayda görüyorum.

KoçSistem Bilişim Liderleri Konuşuyor Röportajı

LOGO Yönetim Kurulu Başkanı Tuğrul Tekbulut
SORULAR
Türk Yazılım sektörünün sürükleyicilerinden Logo Yazılım olarak, Türkiye’nin, bölgesinde bilgi ve iletişim hizmetleri ile ilerleyerek önemli bir güç haline gelebilmesi yolundaki çalışmalarınızı anlatır mısınız? Yurtdışındaki faaliyetlerinizin kapsamı (ofisleriniz, dış pazarlardaki çalışmalarınız vb.) nedir?
Yazılım sektöründe çeyrek asrı doldurduk; 20 yirmi yıldır, uluslararası piyasalarda kendimize yer edinmek için arayışlar içindeyiz. Bu konuda çok önemli denemelerimiz, başarılarımız ve başarısızlıklarımız oldu. Hepsinden birşeyler öğrendik. İlk olarak 1991 yılında Mutibase isimli veri tabanı ürünümüzü tanıtmak için Boston’da bir teknoloji fuarına katılmış, ürünün gördüğü ilgi üzerine de Kaliforniya’da Logosoft adlı şirketimizi kurmuştuk. Türk iş dünyasının Rusya ve Orta Asya’ya açılması ile birlikte iş uygulamaları yazılımlarımızı 1992 yılından başlayarak önce Rusça’ya, sonra Romen, Bulgar ve Arap dillerine uyarladık. Almanya için geliştirdiğimiz oyun ve zeka yazılımlarını 1994 yılından itibaren Almanya ve Almanca konuşan ülkelerde pazarlamaya başladık. Daha sonra, Almanya’da Türk kökenli iş sahiplerine hitap etmek üzere ürünlerimizi Almanya’nın mevzuatına tam uyumlu hale getirdik ve 1998 yılında Frankfurt’ta satış ve destek ofisimizi açtık. 2007’de Ortadoğu ülkelerine hitap etmek üzere Dubai serbest bölgesinde yine bir satış ve destek ofisi açtık.
Yurtdışı faaliyetlerimizin en önemli kısmı, ürünleri geliştirme yanında o ülkelerde hizmet verebilecek satış ve destek kanalını oluşturmak üzerinedir. Bugün Azerbaycan’da Türkiye’deki kanalımızın aynısını oluşturmuş durumdayız. Bu nedenle bu ülkede proje ürünlerimizin yanında, küçük ürünlerimizin de satış ve desteğini verebiliyoruz. Ürünlerimiz mevzuatı tam olarak destekliyor. Geliştirmiş olduğumuz esnek teknoloji sayesinde bugün Türkiye’de, Azerbaycan’da, İran da bile aynı bordro programını tek satır kod yazmadan uyarlayabiliyoruz.
Dünyada lider iş yazılımları şirketleri varken, Logo gibi yerli şirketlerin başarıyı yakalamalarının sırrı nedir? Bu doğrultudaki vizyonunuzu ve hedeflerinizi paylaşabilir misiniz? Türk yazılım sektörünü dünyada bir pazar haline getirme misyonunuzu nasıl bir yol haritası ile gerçekleştireceksiniz?
Dünya çapında ciddi büyüklüklere ulaşmış, veya böyle firmaların şemsiyesi altındaki markalarla aynı zamanlarda kurulmuş olmamızın ve ulusal pazarımızda, uzun yıllar çok geniş bir müşteri tabanı oluşturmamızın bunda önemli bir etkisi olduğunu söylemek lazım, öncelikle. Kişisel bilgisayarların gelişimi ile 1980’lerde hemen hemen her ülkede Logo benzeri şirketler kuruldu, bunların bir iki tanesi de küresel boyuta ulaştı. Ulaşamayanlar, diğer yapıların bünyesine geçti, ya da iş hayatından çekildi. Logo’nun başarısındaki ikinci önemli etken, uzun vadeli stratejiler bağlamında işine sürekli asılan, kendi teknolojisine sahip olmak için argeye yapılan olağanüstü yatırım yapan, dürüst, sözünü tutan bir firma olması, genç, çalışkan çağdaş bir marka imajını büyük bir enerji ve iş verimliliği ile yükseklere taşımaya çalışan motive bir işgücüne sahip olmasıdır. 2003 yılında IBM ile başlattığımız işbirliği sürecinde Java, SOA teknolojilerinde çok büyük atılımlar gerçekleştirdik. Uyarlama ve yerelleştirme araçlarımızla da şu anda yurt içi yurtdışı iş ortaklarımıza en karlı çalışma ortamlarını sunabiliyoruz. Sektörümüz büyük bir hızla hizmet sektörüne doğru dönüşüyor, bu dönüşümün bize çok önemli fırsatlar sunduğunu görüyoruz.
Sizce, Türkiye’nin, bilgi ve iletişim teknolojileriyle uluslararası güç olmasını ve ekonomik kalkınmasını beraberinde getirecek fırsat pencerelerini iyi değerlendirmesi yolunda neler yapılmalı? Yazılımın, sektörün sürükleyici gücü olabilmesi konusundaki görüşünüz nedir?
Bence yazılım Türkiye’nin önündeki tek ve en önemli şanstır. Türkiye’nin gözardı edilen çok önemli birikimleri var yazılım konusunda. Yazılımın bir ürün olarak satıldığı dönemde global bir başarı edinememiş olabiliriz. Bu konuda Dünya liderleri ABD’den çıktı, Hindistan da başta ABD olmak üzere dış pazarlara yönelik ısmarlama iş yapan büyük yazılım değirmenlerine sahip oldu. Ancak sektör bir hizmet sektörüne doğru hızla dönüşüyor. Yakınsama süreci, akla hayale gelmeyen yeni fırsatlar yaratıyor. Medya, iletişim ve bilgi teknolojileri hızla entegre oluyor ve mobil hale geliyor ve servis iş modeline yöneliyorlar. Türkiye bu sürecin tam ortasında, hatta önlerinde yer alıyor. Genç nüfusumuzun yeni teknolojiere merakı, tüm Dünya’nın dikkatini üzerimize çevirmiş durumda. Hizmet sektöründe başarılıyız, ve güçlüyüz. Sektörün evrilme sürecinin yarattığı fırsatları çok iyi değerlendirebiliriz. Bu süreçde en önemli stratejik gücümüzün yazılım birikimimiz olduğunu düşünüyorum.
KoçSistem olarak diyoruz ki, “Başka hiçbir sektör, Türkiye'ye bilgi ve iletişim teknolojileri kadar büyük fırsatlar sunmuyor”. Katılıyor musunuz?
Katılıyorum. Buna sadece ben katımıyorum artık bütün Dünya da katılıyor, katılacak. Techcrunch’ta çıkan şu yazıyı okumanızı öneririm http://bit.ly/8G54Tt
Şu anda gündemde olan Bilgi ve İletişim Teknolojileri Ajansı’nın kurulmasının, Türkiye’nin, bilgi ve iletişim teknolojileriyle uluslararası güç olması konusunda bir aşama olacağını düşünüyor musunuz?
Bilgi ve İletişim Teknolojilerinde başarılı olmanın birincil gerekli şartı, bilgiye, analize ve yaratıclığa dayanan ve güvenen bir vizyonun gerekliliğidir. Sağlam bir vizyon gücü ve yetkisi olan bir otorite tarafından strateji haline dönüştürebilirse, olağanüstü başarılar elde edilebiliyor. Şimdilik böyle olmasını umalım.
Kasım ayında Resmi Gazete’de yayınlanan, hükümetin 2010 yılı politika önceliklerini belirlediği “Ekonomi Programı”nda telekomünikasyon ve bilgi teknolojileri pazarının 2009 yılına göre yüzde 10 oranında büyüyeceği; telekomünikasyon pazarının 16,5 milyar dolar, BT pazarının ise 7,5 milyar dolara ulaşacağı öngörüldü. Bu hedeflerin gerçekleşmesi ve bu yolda yapılması konusundaki görüşünüz nedir?
Türkiye bu rakamları yakayabilecek, hatta aşabilecek bir dinamizmi yakalamış durumda. Bu süreç geri çevrilemeyecek bir şekilde olumlu yönde yürüyor. Sorun bu pazar içindeki yerli katma değerin artırılmasında yatıyor. Harcanan bu paralar ülkemizin kalkınmasına katkıda bulunmalı, istihdamı ve vatandaşın refahının artırmalı, işsizliğe çözümler üretebilmelidir. Rakamlarım büyüsü bize gerçekleri unutturmamalı.
Kamudaki büyük e-dönüşüm projelerinin gerçekleşmesinin, söz konusu dönüşümü hızlandıracağı görüşüne katılıyor musunuz?
Kesinlikle. Kurulacak Bilgi ve İletişim Teknolojileri Ajansı’nın bu süreci tek bir merkezden koordine edecek olması da başarı şansını artıracaktır. Devletin bilişim teknolojilerini kullanarak verimliliğini artırması, ülkemizin genel verimliliğini önemli ölçüde artıracaktır. Bilişim teknolojileri süreç modelli organizasyonların gelişmesine neden olmakta, süreç odaklı organizasyonlar, bilişim teknolojilerini kullanarak verimliliklerini kat kat artırabilmektedirler. Kamusal yapılanmamızın süreç odaklı bir şekilde yenilenmesinin zorunlu olduğunu düşünüyorum. Bunun için çok güçlü bir irade gerekmektedir. Umarım Bilişim Ajansı bu yetkilerle donatılır ve başarılı olur.
Avrupa Komisyonu, Avrupa’nın ekonomik iyileşmesinin dijital olacağını söyleyerek, “19’uncu yüzyılda tren yolları döşemek ne kadar önemliyse, Avrupa’yı modern teknik altyapıya kavuşturmak, bugün o kadar önemli” ifadesini kullanıyor. Sizce genişbant erişiminin yaygınlaşması, Türkiye’nin gelişimi ve kalkınmasına ne şekilde ve ne ölçüde etki eder?
Türkiye karayolu ağını daha yeni yeni tamamlarken, demiryollarında geri kalmış iken, geniş bant iletişim yollarında çok ileri bir konumdadır. Internet uygulamalarının gündelik yaşama penetrasyonu konusunda Dünya liderlerinden biriyiz. Demiryolları ve karayolları malların ve insanların pazarlara ulaşımını kolaylaştırarak, mal ve hizmet ticaretinin boyutunu defalarca katlamasına neden olmuş. Genişbant iletişim ağları da elektronik ticaretin artmasına, ticaretin globalleşmesine yardımcı oluyor. Türkiye’nin e-ticarette yakaladığı dinamizmi de genişbant erişminin artmasına borçluyuz.
KoçSistem olarak müşterilerimize, “Gücümüz, hayal gücünüz” diyoruz. Sizce bilişim sektörü neden hayal gücüne en fazla gereksinim duyulan sektörlerden biridir?
Sanal bir sektör olmasından herhalde... Bilişim sektörü 20 yılda olağanüstü gelişti. Bu gelişim diğer sektörlerde bu kadar görememizin sebebi bu sektörün diğer sektörlere göre daha az regülasyona tabi olması, regülasyonlar oluşturulamadan birçok hayali gerçekleştirebilecek teknolojiler üretebilmesidir diyebilirim.
Logo olarak, 2010 yılına ait planlarınız nedir?
2010 yılında ürün ve servis alanında çeşitlenme ve coğrafik yaygınlığımızı geliştirme yönünde çalışacağız.
Koç Bilgi Grubu’nun, çevre bilgi ve bilincini yaymak amacıyla yürüttüğü sosyal sorumluluk projesi Yeşil Bilgi Platformu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yeşil Bilgi Platformu ile çevre bilgilerinin geniş kitlelere yayılımına destek vermek amacıyla, işbirliği yapmak ister misiniz?
Çok olumlu bir girişim olarak düşünüyor, ” Nasıl oldu da biz akıl edemedik?” diye hayıflanıyorum. Yaşanabilir bir Dünya için hep beraber elele vererek çalışmamız lazım. Kutluyor, ve başarılar diliyorum.